Yazar: Nemo

  • Periyodik Özet

    Periyodik Özet

    Vay be tam 4 ay olmuş ben yazmayalı. Gerçi hiç de şaşırtıcı değil ki, yok yazasım. Çok arada bir geliyor ve öööylece kalıyor blog. Ama bu sefer silmeyeceğim blogu. Nadiren de olsa yazmak geliyor içimden o zaman da salak saçma tekrar blog mu kursam napsam gibi saçma salak uğraşlara girip yazma motivasyonumu yok ediyorum. E kalsın işte blog olduğu gibi, bir tane bile istatistiği umrumda değilken neden sileyim ki? E kimsede zaten adresi yok, gireni çıkanı yok, beni de tanıyan yok (evet evet, sen hariç) neden kalmasın ki?

    Bu 4 aydır olanları bitenleri sıralama olmadan, önem sırası gözetmeden, aklıma geldiği gibi yazacağım. Bakalım neler yazacağım ben de merak ediyorum. En son yazımı deprem sonrasında yazmışım Boğuldum, Yoruldum diye. Kesin ona da değinirim kuvvetle muhtemel.

    Bu da yazı okunurken dinlenecek şarkı. Yazı muhtemelen daha erken biter ama şarkıyı tamamlayın. Vasiyetimdir.

    İşler & Güçler

    Aynı be olum ya. Yani aynı iş yerindeyim, aynı işi yapıyorum. Hemen hemen aynı tempoda yapıyorum ama son 1 aydır falan kendimi çok tükenmiş – yorulmuş halde buluyorum. Enerjim de azaldı, takatimin seviyesi de azaldı. Bunda illaki yaklaşık 1,5 yıldır tam dolulukta çalışmamın etkisi var. Bu bayram tatili ve sonrasında da izin kullanacak olmam acayip rahatlatacak beni, bana öyle geliyor.

    Bu aralarda da güzel teklifler aldım. Kabul etmedim çoğunu ancak gene de teklif geliyor olması bile güzel. Bir tane eğitim teklifi kabul ettim, bir de bir yere CV fırlattım ama ararlarsa muhtemelen görüşmeyeceğim bile. Maksat adımız yürüsün, piyasada iş bakıyorum izlenimi vermek.

    Mesleğimi hâlâ çok seviyorum. İnanılmaz güzel bir mesleğim var, hastasıyım resmen. Verdiği manevi tatmin hiçbir şey ile ölçülebilecek seviyede değil. Şu eğitim işinde de hocalarımdan tam icazet aldım o baya gururlandırdı beni aslında. Terapi eğitimi giriş seviyesinde eğitim vereceğim, hocam normalde asla böyle bir şeye sıcak bakmazdı, yürü ya kardeşim dedi bana. Güzel şeyler.

    Bu üstteki girizgahı ve paragrafları yazmamın üzerinden 3 gün geçmişti ki bende trak etti… Ben baya yoruldum ya tükenme seviyesinde falan yoruldum. Hastalarla ilgilenmek işin bir kısmı, haftanın 6 günü bazen hafta içleri mesai sonrası bile çalışmaktan yoruldum.

    Bu kadar sorumluluğu üzerinde taşımak çok boktan ve zor bir şey. Muayenehane/ofis terapistliğinde bu sorumluluk falan o kadar değildi sanki. İşle ilgili sorumluluklardan bahsetmiyorum. Hastadır takip edilir, rapordur tutulur, ayaktan takibi de dert değil. Burda bahsettiğim sorumluk maddi sorumluluklar değil, manevi olarak hastaların/ailelerinin benden sürekli bunu beklemeleri beni çok darladı. Aslında aileleri mi yoksa ben mi kendime çok yükleniyorum, kendimden çok mu fazla şey istiyorum bilmiyorum ama bu baskı son zamanlarda çekilmez hale geldi…

    Seçimler & Falanlar

    Denecek çok bir şey yok ama olup bitmesine fazlasıyla seviniyorum. Kendimi daha rahat, daha huzurlu hissettim 29’u sabahı uyandığımda. Resmen omuzlarımdan büyük bir yük kalktığını hissettim.

    Siyasi uzman sayılmam. Sıradan bir seçmenim işte, hepinizle bu ülkeyi paylaşan milyonlardan bir tanesiyim. Öfkeliyim, mutsuzum, umutsuzum ve bu sadece seçim sonuçlarından dolayı değil bütün seçim sürecine karşı bir duygu yükü içerisindeyim.

    Benim bu seçimden tek beklentim akpnin ve rtenin gitmesiydi. Bunun için en uygun olmayan kişi aday oldu, adamın etrafına doldurduğu ne idüğü belirsiz insanlar kampanyayı aşırı pasifleştirdi. Eğer her cenahtan adam toplarsan eleştirebileceğin cenah kalmaz, siyaset eleştiri ve yıpratma sürecidir.

    Kılıçdaroğlu doğru aday değildi, hiç değildi. Allem etti, kallem etti bomboş inat etti ve kendini aday yaptırdı. Sonrasında söylenebilecek bir şey kalmadı, çıktık oy istedik kendisine. Ama sağolsun her hareketiyle, ağzını her açmasıyla bu seçimi de boş geçeceğini kanıtladı.

    Sikilmiş götün davası olmaz, geçiyoruz bu konuları. Ha konuşmanın faydası yok, gideceğiz kurultaya en baba protestoyu yapacağız, muhalefetin tillahını da yapacağız, yerelde de genelde de bu adamı alaşağı edeceğiz.

    İlişkiler

    Ben müthiş bir ilişki insanı değilim. Bu zamana kadar da bunun tersini gösterecek herhangi bir ilişkim olmadı. En uzunu 6 hafta sürmüştü, kâh benden sebep kâh karşıdan sebep. Nedenini bilmiyorum, hiç düşünmedim ama border bir örüntünün silik izleri kesinlikle var. Ya da herkeste olan bir şey bilmiyorum ama zamanında sırf olsun diye olan ilişkilerim de olmuştu.

    1 ay sonra 2. yılımı bitireceğim bir ilişkim var. Zaman zaman bu ilişkiden yorulduğumu hissediyorum ama sonrasında bunun aslında genel yorgunluktan olduğunu farkedip ve hatta üzerine her ne kadar yorgun olursam olayım, kendisinin beni dinlendirmese bile asla ve katta daha fazla yormadığını farkediyorum. Ben mutluyum. Hatta yazma sıklığımın azalması da bundan; mutluluk. Ben misery ile çalışan bir insanım, mutlu olunca yazamıyorum. Varsın yazmayayım ya, mutluyum.

    Genel Toplam

    Hayat bütün yoruculuğu ile devam ediyor. Ben de bütün isyankârlığım ile yaşamaya devam ediyorum. Ha bu isyankarlık ne kadar dışa çarpıyor, ne kadar burda kalıyor bilmiyorum ama ben savaşıyorum. Hepimiz savaşıyoruz. Hayat aslında çok basit, biz karmaşık hâle getiriyoruz. Bu böyle, inanın. Duygularla savaşarak, düşünceleri kovalamaya çalışarak, her boku hareketlerimize, davranışlarımıza yansıtarak biz işin içinden çıkılmaz hâle getiriyoruz hayatı.

    Hayatla savaşacağız, kendimizle değil. Biz sürekli kendimizle savaşıp hayata yeniliyoruz anasını satayım. Hayat ile savaşacağız diyorum ama düşman değil, düşman olarak değil yani. Ne bileyim ne olarak ama düşman olarak değil işte onu biliyorum.

    Gömüşürüz.

  • Boğuldum, Yoruldum

    Boğuldum, Yoruldum

    Hani bir Ferdi Tayfur parçası vardır, ama “Arap Şükrü” yorumu benim daha çok hoşuma gider, “Bu Şehir Beni Yoruyor” diye. Bildiniz değil mi? İşte beni bu ülke yoruyor… 6 Şubat tarihinde yaşadığımız felaketten önce “Köprü” diye bir dizi vardı, onu izlemeye başlamıştım.

    Rahmetli, “Süper Vali” Recep Yazıcıoğlu’nun Erzincan’da görev yaptığı zamanlardan bir kesit sunuyor. Hayret edersiniz ikisinin de adı Recep, ikisi de Karadeniz çocuğu ama işte gel gör ki kan farklı. Sanırım… Neyse konu gerçekten bu değil ama bağlamaya niyetliyim.


    Şu an 30 yaşımdayım, 21 yıldır aynı iktidar var. Onlarla büyüdüm hatta vücut bulmuş halleri olan İ. Melih Gökçek 23 yıl var oldu bu ülkenin başkentinde, bütün iğrençlikleriyle var oldu ve ne yazık ki seçimle gönderemedik onu. Boş damacana gibi kenara konması da bir şeydir ama seçimle gitmeliydi, neyse. Bunu bağlayamayacağım ama onu da söylemiş olayım.

    İşi neresinden tutacağımı bilemiyorum. 21 yıllık görev sürelerinde -iktidar kelimesini kullanmak istemiyorum çünkü bu kadar iktidar görünüp bu kadar iktidarsız olmak- yapmadıkları iğrençlik kalmadı. O kadar insanlığa sığmayacak; vicdandan, onurdan, gururdan, empatiden, sempatiden yoksun bir grup nasıl bir araya gelir gerçekten hayret ediyorum. Kötülüğün Kâbesi bu insanlar. Herhangi bir yerde bir kötü insan varsa bunları gelip buluyor, çekiyorlar birbirlerini resmen.

    Pazartesi sabahı uyandığımızda, depremden etkilenen vatandaşlar hariç, hiçbirimiz yaşadığımız felaketin bu boyutta olduğunu bilmiyorduk. İnsanlar deprem olduğunu duydu “bizimkilerde bir şey yoktur ama arayayım” diye aradı sevdiklerini, ailelerini. Saat ilerledikçe fark ettik hepimiz nasıl bir cehenneme döndüğünü ülkenin. Ben bu yazıyı yazdığım sırada (13.02.2023 / 22:05) hayatını kaybeden insanlarımızın sayısı 31.643! Yıkılan bina sayısı 33.143, yarısı iş yeri olsun ya da yarısı o saatte boş olsun. 16.000 bina eder, hepsinde 10’ar kişi olsa… Çeşitli sebeplerle orda olan depremzede, gönüllü, görevli ne kadar tanıdığım varsa hepsinin ortak cümlelerinden birisi “Televizyonda, sosyal medyada gördüğünüz şeyler hiçbir şey.” Tahayyül edemediğimiz bir yıkım, bir acı var.


    Beni boğan, yoran şey bu. Ağzıma sıçtı, yerle yeksan etti beni. Arkadaşlarım, hastalarım, tanıdıklarım kurtuldu 3 uzaktan akrabamı kaybettim. Cenazelerine dün sabah ulaşıldı, yatak odalarında birbirlerine sarılmış halde bulundular… Yani canlılardı, birbirleriyle vedalaşacak zamanları vardı. Bunu bilmek, ağzıma sıçan ikinci şey. Üçüncü şey ise hepimizin yaşadığı şey, yaşamanızı umduğum şey daha doğrusu.

    Organizasyonluk, orada binlerce kişilik acı içerisinde bile hâlâ şov peşinde olmak, hâlâ her şeye kaniyiz gibi imaj çizme çabası. Sonrasında da sosyal medyaya saldıkları iğrenç troll orduları…

    Bunları söylerken silivri soğukmuş, bizi gece alırlarmış, şimdi siyaset yapılmazmış, acıdan besleniyormuşuz bunların hepsi solda sıfırdır, hiçbir etkisi yoktur üzerimde. Maçası yeten gelir alır, aldığıyla da kalır.

    NOT: Bağlayamadım, diziyi izleyin YouTube’da her bölümü var.

  • Yeni Hobim: Vaping

    Yeni Hobim: Vaping

    Aslında epey bir saçma bulduğum bir şeydi, önce kardeşim başlamıştı nargile cafelerde takılmayo bıraktığı zaman ve ben epey dalga geçmiştim. Çünkü benim öyle buhar, duman gibi bir derdim yoktur, dalga geçmiştim herifle. Benimki de biraz abuk bir herif, patolojik olmayan düzeyde bir piromanyaklık durumu var sanırım herifte…

    Neyse, belli bir yaşa ve bu yaşla alakalı hayat, iş, akademi sorumlulukları gelmeye başlayınca insanların alışkanlıkları da değişiyor tabii. Askerlik falan derken artık tekrar iş bulma vakti geldi, askerden döndükten sonraki hafta havada kapılmak suretiyle Türkiye’nin en ciddi dal hastanelerinden birisi beni havada kaptı… Yüksek dağın dumanı bol olur, vur ulan duman dağılsın diyerekten sigarayı günde iki pakete çıkarttık vura vura…

    Çok gülüyorum bu ablaya ben…

    Ondan sonra bir şekilde bana tek kullanımlık pufflardan hediye geldi. Beş gün içinde bitti ama baktım ki ben bu 5 günde hiç sigara içmedim? E sabah kalktığımda göğsümde ağrı, ağırlık hissi de yok. LAN DEDİM? Araştırmaya başladım ama sağda solda yazan blog(!) yazılarına bakmadım, baya baya üniversite veritabanlarını falan araştırdım. Yabancı hükümetlerin araştırmalarını okudum. Şu sonuç çıktı; SİGARADAN DAHA AZ ZARARLI AMA HÂLÂ ZARARLI.

    Sonrasında da hemen cihaz araştırmasına girdim ve ufak bir pod-mod cihaz aldım, SMOK IPX 80. Sonrasında likit falan derken ben ufak ufak kullanmaya başladım cihazımı. İlk likitlerimi 3mg nikotinli aldığım için yetmedi tabii ve sigara ile birlikte elektronik sigara da kullanmaya başladım. Sonra başka likitler sipariş ettim falan derken ben baya baya bu işe merak saldım.

    Yerel ve yabancı forumlarda yazan her şeyi okudum ettim, gittikçe meraklandım. Hatta gittim Ohm Kanunu falan okudum o kadar sardım yani. Sonrasında dedim ki, ben biraz daha ilerleteyim bu işi. Bir tane mod cihaz aldım, sonrasında da sarılabilir atomizer (RTA) aldım ve 5 gündür falan sarmayı öğrenmeye çalışıyorum, dün başardım… Aldığım cihazları tam olarak yazmak gerekirse;

    • SMOK IPX 80
      • Hazır coil kullandığı (yeniden sarılabilir değil) için de 5’li coil aldım.
    • Thelema Quest 200 Mod
    • BP Mods Pioneer v1.5 RTA Atomizer

    Bunlar nedir tek tek açıklamayacağım ama bu kadarla bitmedi tabii, bir sürü başka şey de aldım pek tabii; pamuk, tel, cımbız v.s. İyi para harcadım ama güzel oldu, hoşuma gidiyor şimdilik. Keşke daha yararlı bir hobi bulsaydım ama sağlık olsun be…

  • Hayat Gayesi be…

    Hayat Gayesi be…

    Vay anasına be, yazmayalı 5 ay olmuş anasını satayım. Neden yazmadım acaba? Bu sorunu zaten sürekli yaşıyorum yani yaklaşık 2018’den beri adam akıllı bir şekilde yazmıyorum. Yani en azından istikrar konusunda hiçbir şekilde dikiş tutturamadım. Bunda yaşımın mı etkisi var, hayatımın mı etkisi var, yazma motivasyonu veren duygu-durumumun artık olmaması mı, işler – güçler mi bilmiyorum cidden. Sonuç olarak az yazıyorum.

    Peki 5 aydır neler yapıyorum neler ediyorum geniş bir özet geçecek olursam -ki geniş geçmeyeceğimi biliyorsunuz- bunu partlara bölerek yapmak çok daha doğru olacaktır sanırım, sikinizdeyse.

    İş Hayatım

    İnanılmaz bokların olduğu yer…

    Beş ay önce çalıştığım yerde çalışıyorum hâlâ o konuda sabit ve istikrarlıyım en azından, olması gerekeni çok güzel bir bok başarmışım gibi müthiş anlatırım… Bu ara dış hastalarım biraz az, iplememeye başladım ve randevu vermiyorum en azından bir süre daha. Gerçi bu sadece benimle de alakalı değil, hastaneye yatan profil biraz değişik. Terapiden değil de biraz daha psikofarmakolojiden yarar görecek gibi duruyorlar, şimdi şimdi biraz daha terapi uygulanabilecek kişiler yattı sanırım tekrar randevu vermeye başlarım.

    Diğer taraftan; mesleki bir derneğe üyeyim yaklaşık 5 yıl önce derneğin kurucusu ve mevcut başkanından eğitim almaya başlamıştım. Sonrasında dernek bünyesine katıldım, geçenlerde kongre vardı. Hayatımda ilk defa akademik bir panelde konuşmacı oldum. Katılımcı sayısı da sandığımdan çok fazlaydı, yetmezmiş gibi bütün taşaklı hocalar da izlemeye geldi. Normalde asla ve katta konuşma yaparken heyecanlanan bir insan değildim ama sırılsıklam oldum gerginlikten.

    Ek olarak 5 yıldır görev yapıyordum dediğim gibi, 3 sene önce denetleme kuruluna seçilmiştim. Bu sene ise yönetim kuruluna seçildim. Bundan baya baya gurur duyuyorum he. Ben sembolik bir şey olur sanmıştım ama baya baya cidden beni yönetimde söz hakkım olsun diye seçmişler. Daha da gurur duydum anasını satayım görüyor musun, bedavadan büssürü gurur.

    Özel Hayatım

    Aşırı çok istikrarlı, mutlu, huzurlu olduğum alanım sanırım.

    Çok uzun tutmayacağım o yüzden… Yaklaşık bir buçuk yıldır bir ilişkim var ve bir kere bile kavga etmedik. Ufak bir kavga bile olmadı. Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi bilmiyorum. İyi diyenler de var, kötü diyenler de ama tabii ki başkalarını sikleyecek değilim.

    Fazlasıyla mutluyum sadece çok baş başa kalamıyoruz epeydir bu biraz canımı sıkıyor. Dışarda zaman geçirmeyi seven birisi değilim, alkollü mekanlarda hele hiç, çok gürültü oluyor tıkış tıkış oluyor ama yapacak bir şey yok ya napcan…

    Sosyal Hayatım

    Dünyanın en sıkıcı hayatı

    Yetişkin hayatı işte. Eskisi kadar arkadaşlarımla görüşemiyorum ne yazık ki. Herkes çalışıyor ediyor, pestili çıkıyor. Eskiden böyle aşırı spontan bir şekilde buluşurduk ederdik, şimdi hiçbiri yok anasını satayım. Özlüyorum da bebeleri ama şu çok güzel bir şey bir araya gelemesek de arayıp soruyoruz birbirimizi, bir araya geldiğimizde de kaldığımız yerden muhabbete sohbete devam edebiliyoruz. Nerden baksan 15 yıllık arkadaşlık, öyle olacak tabii ama gene de farkına varması güzel bir şey.

    İş yerinde de güzel insanlarla çalışıyorum. Yıllar sonra yeni insanlarla sosyalleşiyorum ve sevdiğimi farkettim sosyalleşmeyi. Tabii zaman aldı biraz yabani olduğum için ama tanıdığıma mutlu olduğum insanlar oldu bunlar.


    İşte böyle, uzun süre sonra bir yazı yazdım. Bu arada yeni bir hobimsi şey edindim: elektronik sigara. İt gibi araştırıyorum, okuyorum ediyorum yerli ve yabancı forumları ve hatta subredditleri bile buldum. Bir sonraki yazımda belki bunu yazarım lan, neden yazmayayım?

  • Python Alıştırmalarım

    Python Alıştırmalarım

    Ben oldum olası bilgisayara ve bilgisayar teknolojilerine çok meraklı bir insandım. Çocukluğumdan beri böyleydi, bilgisayarı olan tiplerden çok daha iyi bilgisayar bilirdim. İlk bilgisayarımı ortaokulun sonlarında edinebilmeme rağmen her zaman CHIP, PcNet gibi dergileri alır ve okurdum. Neyse, bilgisayarım olur olmaz da hemen “web sitesi nasıl yapılır” gibi konulara daldım. Bir de pornoya tabii, hayvan gibi dadandım anasını satayım, neyse konu bu değil. İşte belli bir süredir de kendi kendime, Udemy kurslarıyla falan Python öğrenmeye çalışıyorum ve her becerebildiğim iş bana acayip zevk veriyor. Bunları bir de buraya atmak istedim, dursun öyle yanlışlıkla silerim falan..

    Sayı Tahmini Oyunu

    Bu benim göz bebeğim olabilir. İlk defa kendi kendime, sağdan soldan bakmadan, hatasıyla falan kendi uğraştığım bir script yazdım. Bildiğiniz sayı tahmin oyunu. Önce kaç tahmin hakkınız olmasını istiyorsunuz onu soruyor ondan sonra tahmin ediyorsunuz. “Çok gittin” – “az gittin” şeklinde ipucu veriyor, bulamazsanız kaybettin diyor, bulursanız tebrikler diyor. Bambasit bir program ama döngüleri öğrenirken işime çok yaradı.

    import random #Rastgele sayı üretmek için ve bekletmek için modüller çağrıldı
    
    rastgele = random.randint(1,100) # 1 - 100 (dahil) aralığında sayı belirlendi
    
    hak = input("Kaç hakkın olsun?") # oyuncunun tahmin hakkı belirlendi
    hak = int(hak)
    #print(rastgele) #hack...
    
    while hak != 0: # hak sıfır olmadıkça oyun devam etsin diye loop başladı
        tahmin = int(input("Tahminin: "))
        if tahmin == rastgele:
            print("Tebrikler kazandın!")
            break
        elif tahmin > rastgele:
            print("Çok gittin.") #ipucu
        elif tahmin < rastgele:
            print("Az Gittin") #ipucu
        hak -= 1
    
    if hak > 0:
        input("Çıkmak için herhangi bir tuşa basın...")
    else:
        input("Hakların bitti, oyunu kaybettin. Çıkmak için herhangi bir tuşa basın...")

    Şifre Oluşturucu

    Bunu da YouTube shortlarda gördüm, adamın yapışından farklı nasıl yapabilirim diye düşündüm çünkü o baya 3 değişken oluşturdu, bütün karakterleri yazdı, shuffle fonksiyonu kullandı falan derken benim kafam karıştı neden bu kadar uzattı ki diye. Neyse sonuç olarak bunu çıkarttım ortaya.

    # Kullanacağımız modüller. string modülü şifrede kullanılan karakterleri otomatik olarak listeleyebilmek için
    # Random modülü de işte karakterleri random seçebilmek için.
    # Clipboard modülü de oluşturulan şifreyi otomatik olarak CTRL+V ile yapıştırabilmek için.
    import string, random, clipboard
    
    # Gördüğünüz üzere kaç karakterlik bir şifre istediğimizi soruyor.
    pw_uzunluk = input("Kaç karakter olsun:\n")
    # Şifre uzunluğunu string veri tipinden integer tipine dönüştürüyoruz ki döngüde sıkıntı çıkmasın
    pw_uzunluk = int(pw_uzunluk) 
    # Burada şifre içerisinde kullanacağımız bütün karakterleri bir liste haline getiriyoruz.
    characters = string.ascii_letters + string.digits + string.punctuation
    # Şifre değişkenini tanımlıyoruz.
    sifre = ""
    
    for i in range(pw_uzunluk): # Şifrenin uzunluğu kadar dönecek
        sifre = sifre + random.choice(characters) # Her seferinde random bir karakter seçerek sifre değişkenine ekleyecek
    
    print("Şifre oluşturuldu {}. Panoya kopyalandı.".format(sifre)) # Şifreyi ekrana yazdıracak.
    clipboard.copy(sifre) # Şifreyi clipboarda ekleyecek.
    

    Telefon No Formatı ve Bulucu

    Sikko bir başlık oldu ama kime ne, zaten kimse okumuyor o yüzden yasla gitsin. Bu aslında öyle çok bi mantığı olan bir script değil. Sırf algoritma anlamında kendimi geliştireyim diye yaptım. Girilen verinin 13 haneden oluşup oluşmadığını, hepsinin numerik olup olmadığını ve 05xx-xxx-xxxx formatında olup olmadığını kontrol ediyor. Ondan sonrasında da bu fonksiyonu kullanarak verilen bir metinde belirlenen formata uyan numaraları bulup listeliyor.

    # İstenilen telefon formatı: "0xxx-xxx-xxxx" şeklinde. Eğer bu formatta bir no verilmez ise "False" dönüyor
    def telno(numara):
        if len(numara) != 13: # Önce karakter  sayısını kontrol ediyor.
            return False
        for i in range(0,4): # İlk 3 karakterin sayı olup olmadığına bakıyor.
            if not numara[i].isdecimal():
                return False
        if numara[4] != "-": # Doğru ayraç kullanılmış mı bakıyoruz.
            return False
        for i in range(5,8):
            if not numara[i].isdecimal(): # Sonraki 3 karakter doğru mu?
                return False
        if numara[8] != "-": # Doğru ayraç kullanımına tekrar bakıyoruz.
            return False
        for i in range(10,13): # Son 4 rakam sayı mı ona bakıyoruz.
            if not numara[i].isdecimal():
                return False
        return True #Sorun yok ise "true" döndürüyoruz.
    
    # Telefon no bulucu başlangıcı.
    
    mesaj = 'Lütfen yarın 0532-125-9966 numarasından ya da 0536-455-7388 numaralı hattımdam arayınız.'
    
    bulunanNo = False
    
    for i in range(len(mesaj)):
        kume = mesaj[i:i+13]
        if telno(kume) == True:
            print("Telefon numarası:" + kume)
            bulunanNo = True
    if not bulunanNo == False:
        print("Numara bulunamadı.")

    Bilen arkadaşlar var ise, bunu bu kadar uzun yapmanın bir anlamı olmadığını da biliyorlardır. Regex ile çok daha kolay olabiliyor, kurs müfredatında hemen sonra onu öğrendim ve regex ile daha kısasını yaptım.

    import re
    mesaj = 'Lütfen yarın 0532-125-9966 numarasından ya da 0536-455-7388 numaralı hattımdam arayınız.'
    telnoRegex = re.compile(r'\d\d\d\d-\d\d\d-\d\d\d\d')
    bo = telnoRegex.search(mesaj)
    bol = telnoRegex.findall(mesaj)
    print(bo.group())
    print(bol)
    
    for i in range(len(bol)):
        print(str(i+1) + ") Bulunan numara:" + bol[i])

    İşte böyle arkadaşlar. Böyle sik sik şeyler yapıyorum henüz ama her başarılı alıştırmam benim öğrenme şevkimi arttırıyor. Github’da falan paylaşılmayacak kadar basit ve sikko şeyler o yüzden neden kendi sitemde paylaşmayayım ki dedim ve paylaştım. Bye.

  • Kuşu Sikmeye 5 Kala

    Kuşu Sikmeye 5 Kala

    Sosyal medya hiçbir zaman benim eleştiri alanlarımdan bir tanesi olmadı. Herkesin her şeyi, istediği gibi paylaşsın yazsın. Hatta ana bacı mı yapılacak, yapılsın ama bireysel olarak yapılsın, toplu linç şeklinde hoş olmuyor. Bunların hepsi okay ama o orada kalsın, reel hayata yansımasın. Hatta siyasetten arınmış bir yer olsa daha da müko bile olabilirdi ama yarrak öyle olur, o başka bir açısı. Ha bizim ülkenin insanı o işi orada bırakabilir mi, yarraaamı bırakır. Hiçbir insan evladı internette bırakamaz, sırf bizim davarlarımız da değil tabi ama olsun. Ben bizden olana söveceğim.

    Kafamı attıran iki konu oldu ikisi de aslında sosyal medyanın dışında konular ama tezahürü sosyal medyada meydana gelince ister istemez ben de şikayet ettiğim şeyi ucundan yaparak sosyal medyaya patlıyorum.

    İlk öfkelendiğim şey “SMA hastalarının terdavi ücretleri faturalarımıza 1₺ yansıtılsın” nanesi. Lan oğlum lan at yüküyle vergi veriyoruz, ayıptır yazıktır. Bunun muhattabı ben olmamalıyım. Sağlık Bakanlığı ne boka yarıyor bu ülkede? Başkent Belediye Başkanı çıktı “yeni evli çiftler çocuk yapmayı düşünüyorsa gelsinler SMA testi yapalım” dedi. Ahbap gibi platformlar sürekli bunun üzerine kampanya düzenleyip para topluyor. Anasını satayım, 2 çocuğu SMA’dan dolayı hayatını kaybetmiş insan çıkıyor 3. çocuğu yapıyor ve yardım kampanyası talep ediyor. Lan zaten önceden belirlenebiliyor bu hastalık, test yaptıracaksın ve varsa öncesinde tedavisini olacaksın. Yok devlet karşılamıyormuş, sike sike karşılatacaksın! Organize olacaksın ve tepki göstereceksin, hayırdır amına koyayım? Ben neden sen yumuşak götünü kaldırıp da hak talep etmiyorsun diye ekstra maddi yükün altına giriyorum lan? Sikik instagram kampanyasını eleştrirenlere de diyorlar ki “bu çocukların devleti bekleyecek vakti yok”, eee yani? SGK nasıl karşılamıyor bunu, nasıl karşılamaz anasını satayım? 6000 doğumda bir gözüküyor bu durum yani kaba hesapla 1 yılda doğan 180 çocukta bu durum var ve tedavisi var. Yeteri kadar devlet kapısı aşındırmayan da gelip para istiyor şaka gibi anasını satayım.

    Bir diğer öfkelendiğim şey Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ekrem Karakaya’nın öldürülmesinden sonra başlayan “hastanelere xray koyulsun” kampanyası. Aslında bunu şöyle bir görselle özetleyebiliriz sanıyorum, uzun uzun gene de yazacağım tabii ki ama olsun:

    Yani gerçekten 1 aydır her gün intikam yeminleri eden, sosyal medya paylaşımları absürt içerikler barındıran, 170km yol tepen bir anti-sosyal pisliği sizin hastanenin girişine koyacağınız sikindirik xray mi engelleyecek? Bu adam hastanede öldürmezse siktirip başka bir yerde öldüremez mi gerçekten sizce? Bir meslek grubunun hayati güvenliğini sağlamayı sizce de ufacık bir cihaza indirgemeniz o sikindirik beyinlerinizin durumu hakkında size fikir veriyor mu acaba? Hiçbirinizin niyetinden şüphem yok ancak neticeye baktığımız zaman bu söylemlerin aptalca olduğunu değiştirmiyor… Hadi bakanlık girdi ihaleye, aldı kendi yandaşlarından yüzlerce belki binlerce xray cihazı ve koydu her hastaneye ve genede bir sağlık çalışanı öldürüldü bu yüzsüz herifler çıkıp “e xray de koyduk dediğiniz gibi ama oluyor böyle münferit şeyler ehem öhöm” demeyecek mi? Ya da onu da geçtim, herif hastanede öldürmedi. Çıktı, takip etti, evinin önünde öldürdü. Eee noldu şimdi? Ne değişti anasını satayım?

    Ayan beyan ortada olan olayı bile “aynı hastanede çalışan bir sağlık çalışanı başka bir sağlık çalışanını vurdu” şeklinde çarpıtan bu aşağılık herifler, sırf olay politik gözükmesin diye bu durumu “şahsi mevzu, böyle suçların azalması için idam şart” şeklinde çarpıtıp seni parmağında oynatmayacak mı? Anasını satayım, herifin o kadar etki gücü var, “onlar bizim baş tacımız” gibi bir konuşma yapacağına çıkıyor “giderlerse gitsinler, monşerler, kaymak tabaka” gibi laflar söyleyebiliyor ama sen xray koyunca durum hallolacak hemi?


    Eğitim cehaleti alır, eşeklik baki kalır diye bir laf var ya, hah, o bizim ülkede çalışmıyor. Bizde cehaleti alabilecek bir eğitim de yok çünkü. Bir şey eksiltmeye yönelik hiçbir öge yok eğitimimizde, sadece veriyor amına koyayım. Siyasi okur yazarlık, toplumsal refleks falan gerçekten hiçbirisi yok ve beni asıl sinir eden şey tam olarak bu. Genel kültür dümdüz bilgidir. Önemli olan bilimsel düşünme, objektif değerlendirme becerilerini halka, insanlara ya da çocuklara katabilmektir. Yoksa bu anasını sattığımın halkı sağa bakarken soldan sürekli yer küsküyü.

  • The Professor and the Mad Man

    The Professor and the Mad Man

    Aslında birazcık bile düşününce ortaya çıkan bir bilgi var elimde; anksiyete sahibi insanlar bildikleri daha önce deneyimledikleri şeyleri yaparak kendilerine konfor alanı sunuyorlar. Hiperaktivite Dikkat Eksikliği olan kişilerde de buna benzer bir durum var ama biraz daha üzerine düşünmeden bir şey demek istemiyorum. İşte bu ikisinden muzdarip bir insan olduğum için hep bildiğim şeyleri izliyorum. Sevgili sevgilim bir film izledi ve çok hoşuna gitti, sonra ben de deneyeyim dedim ve benim de çok hoşuma gitti…

    Sometimes when we push away, that is when we most need to be resisted.

    Ada Murray

    Konusu

    Deli ve Dahi, Oxford İngilizce Sözlüğü’nün yaradılışının gerçek hikayesini konu ediyor. Professor James Murray (Mel Gibson), alaylıdır ancak kelimelere ve dile baya baya aşık bir eleman gibi gözüküyor. Amacı, Oxford İngilizce Sözlüğü’nün on bin kelimelik ilk baskısını hayata geçirmek. Bir diğer yanda ise Amerika’dan kaçan bir Yüzbaşı Dr. William Chester Minor (Sean Penn) var, paranoid bir psikoz içerisinde ve kendi düşmanı sanarak hiçbir alakası olmayan bir insanı karısının (Natalie Dormer) ve çocuklarının önünde öldürüyor. Sonra da akıl hastanesine kapatılıyor. Bizim Murray alaylı ya tabii aklına güzel bir fikir geliyor, Dünya’nın her yerindeki İngilizce okurlarından yardım isteyen bir mektup gönderiyor. William’da akıl hastanesinde bir gardiyana yardım ettiği için diğer gardiyanlardan bir kitap hediye alıyor ve yolları kesişmiş oluyor bu yardım mektubu ile. Sonrasında da olaylar gelişiyor.

    Yorumum

    Normalde hiç mi hiç sevmem drama, biyografi severim ama drama sevmem mesela. Nedense bu filmi beğendim, beğendim mi emin değilim ama en azından sonuna kadar izleyebildim. Bu nadir bir şeydir, sevdiğim türlerde filmleri izlerken bile bazen bunu yapmakta zorlanabiliyorum. Bu filmde beni çeken ve ekran başında tutan en önemli mevzulardan bir tanesi şüphesiz işin içinde psikoloji & psikiyatri alanının olmasıydı.

    E zaten olayın kendisi de ilginç. Oxford Sözlüğü’nün yazılışı… İşin içinde psikiyatri hastanesinde yatan emekli bir yüzbaşı var, Mel Gibson ve Sean Penn oynuyor, Natalie Dormer giyinik bir şekilde renk katıyor… Daha ne olsun?

    He saçma bulduğum bir kaç romantik sahnesi vardı ama olsun genel olarak ben beğendim. Her ne kadar dram olarak da geçse bence sürükleyici bir filmdi. En çok da akademik alana nefretimi arttırdı, ruh sağlığı alanında çalışan birisi olarak da daha ne kadar başında olduğumuzu; başında olmamıza rağmen de baya güzel yol katettiğimizi gösterdi, o açıdan da iyiydi gibi yani.

    İyi seyirler.