Aslında birazcık bile düşününce ortaya çıkan bir bilgi var elimde; anksiyete sahibi insanlar bildikleri daha önce deneyimledikleri şeyleri yaparak kendilerine konfor alanı sunuyorlar. Hiperaktivite Dikkat Eksikliği olan kişilerde de buna benzer bir durum var ama biraz daha üzerine düşünmeden bir şey demek istemiyorum. İşte bu ikisinden muzdarip bir insan olduğum için hep bildiğim şeyleri izliyorum. Sevgili sevgilim bir film izledi ve çok hoşuna gitti, sonra ben de deneyeyim dedim ve benim de çok hoşuma gitti…
Sometimes when we push away, that is when we most need to be resisted.
Ada Murray
Konusu
Deli ve Dahi, Oxford İngilizce Sözlüğü’nün yaradılışının gerçek hikayesini konu ediyor. Professor James Murray (Mel Gibson), alaylıdır ancak kelimelere ve dile baya baya aşık bir eleman gibi gözüküyor. Amacı, Oxford İngilizce Sözlüğü’nün on bin kelimelik ilk baskısını hayata geçirmek. Bir diğer yanda ise Amerika’dan kaçan bir Yüzbaşı Dr. William Chester Minor (Sean Penn) var, paranoid bir psikoz içerisinde ve kendi düşmanı sanarak hiçbir alakası olmayan bir insanı karısının (Natalie Dormer) ve çocuklarının önünde öldürüyor. Sonra da akıl hastanesine kapatılıyor. Bizim Murray alaylı ya tabii aklına güzel bir fikir geliyor, Dünya’nın her yerindeki İngilizce okurlarından yardım isteyen bir mektup gönderiyor. William’da akıl hastanesinde bir gardiyana yardım ettiği için diğer gardiyanlardan bir kitap hediye alıyor ve yolları kesişmiş oluyor bu yardım mektubu ile. Sonrasında da olaylar gelişiyor.
Yorumum
Normalde hiç mi hiç sevmem drama, biyografi severim ama drama sevmem mesela. Nedense bu filmi beğendim, beğendim mi emin değilim ama en azından sonuna kadar izleyebildim. Bu nadir bir şeydir, sevdiğim türlerde filmleri izlerken bile bazen bunu yapmakta zorlanabiliyorum. Bu filmde beni çeken ve ekran başında tutan en önemli mevzulardan bir tanesi şüphesiz işin içinde psikoloji & psikiyatri alanının olmasıydı.
E zaten olayın kendisi de ilginç. Oxford Sözlüğü’nün yazılışı… İşin içinde psikiyatri hastanesinde yatan emekli bir yüzbaşı var, Mel Gibson ve Sean Penn oynuyor, Natalie Dormer giyinik bir şekilde renk katıyor… Daha ne olsun?
He saçma bulduğum bir kaç romantik sahnesi vardı ama olsun genel olarak ben beğendim. Her ne kadar dram olarak da geçse bence sürükleyici bir filmdi. En çok da akademik alana nefretimi arttırdı, ruh sağlığı alanında çalışan birisi olarak da daha ne kadar başında olduğumuzu; başında olmamıza rağmen de baya güzel yol katettiğimizi gösterdi, o açıdan da iyiydi gibi yani.
İyi seyirler.

